Cuma, 24. Ekim 2014 19:04 : 9 kullanıcı bağlı
Kullanıcı Adı:
Şifre:
 
   


Foto Galeri

Bütün Üyeler: 93
Bugün üye olanlar: 0
Dün üye olanlar: 0
Çevrimiçi Üye(ler): 0
Çevrimiçi Misafir(ler): 9


Lütfen buradan kayıt yaptırınız. Kayıtlı olmanız halinde sitenin tüm bölümlerini kullanabilirsiniz.


Dost Linkler
  1. DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU
  2. Koçgiri arşivi

Haber özetleri


İzzettin Doğan'dan Alevilere sert çıkış..
Devamı... yorum (0) 49 okunma




İzzettin Doğan ve Cem Vafkının Tarihi Hakkında Bilgi Edinmek İsteyen Okurlara Bu Yazıyı Okumalarını Öneriyoruz..

Süleyman Demirel: Cem Vakfını İzzettin Doğan’a devlet kurdurttu


Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan Eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yapığı bir sohbet sırasında Demirel’in 2 Temmuz 1993 katliamından sonra yükselen Alevi muhalefetinin Kürtlerle buluşmaması ve Alevilerin devletin güdümünden ayrılmaması için İzzettin Doğan’a toparlama görevi verildiğini, bu amaçla Cem Vakfının kurdurulduğunu söylediğini belirtti. Doğan, daha önce Tansu Çiller döneminde örtülü ödenekten yüklü miktarda para alması, ANAP’ın belediye başkanlıklarını kazandığı belediyelerden cemevleri için verilen arsaları satmasıyla gündeme gelmişti.
Doğan, Cem Vakfı genel başkanı, Alevi Vakıfları Federasyonu onursal başkanı, Cem Radyo, Cem TV ve Habercem kurucusu. Önceki seçimlerde Alevileri MHP’ye oy vermeye davet etmesi, İstanbul’da yapılan büyük alevi mitingini, öncesini-sonrasını haber olarak bile vermezken aynı gün yapılan MHP kongresini canlı olarak yayınlaması ile dikkatleri üzerine çekmişti.

Kısaca İzzettin Doğan: Atı olmayan kovboy


Bir Alevi dedesi, Cem Vakfı Başkanı ve Alevi Vakıflar Federasyonu Onursal Başkanı İzzettin Doğan aynı zamanda uluslararası hukuk profesörü bir akademisyen. Ne ilginçtir ki Doğan’ın yayınlanmış bir eseri dahi yok.Kimine göre pragmatik bir fırsatçı, ancak uzun yıllardan beri Alevi topluluğunu kapalı kapılar ardında sistemin içine çekmeye çalışan bir işbirlikçi. Mustafa Özcivan’ın sözleri bu açıdan önemli. Ve üstelik Doğan ailesinin Demirel ile geçmişi 1960’lı yıllara kadar uzanır.Doğan ailesinin ileri gelenleri kendilerini Hz Ali soyundan geldiğini iddia ederler. Malatya ve çevresinde cem törenleri düzenleyerek Alevi toplumunda sosyal statü elde etmeleriyle sivrilirler.Ailenin en önemli kişiliği İzzettin Doğan’ın babası Hüseyin Doğandır. 1950’de CHP’den milletvekili seçilerek Alevi kesimin tanıdığı isim haline gelir. Daha sonra CHP’den ayrılarak Demokrat Partiye geçer. Bu durum Alevi toplumunda hoş karşılanmaz, sert eleştirilere muhatap kalır. Bu eleştiriler feodal alevi toplumunda etkin olan sosyal dedelik statüsüyle savuşturmayı başarır.

Demirel İle İlişkilerin Geçmişi

1960 yılından sonra Demirel’in Adalet Partisine girerek birkaç dönem milletvekilliği yapar. Oğlu Doğan Doğan’ı da (İzzettin Doğan’ın abisi) Adalet partisi Malatya il başkanı olur.
Milletvekilliği döneminde adından tek bahsettirdiği olay Alevi Birlik Partisi’nden 8 milletvekilini kopararak Adalet Partisi’ne transfer etmesidir. Bu sırada oğlu İzzettin Doğan İsviçre’de mastırını yaparak aralarında Galatasaray üniversitesinin de olduğu okullarda hukuk hocası olarak dersler vermeye başlar.
Daha sonra Hüseyin Doğan geçirdiği bir kalp krizi sonucunda yerini oğlu İzzettin Doğan’a bırakarak vefat eder.Bu dönem Alevi topluluğu sosyo ekonomik ve iktisadi sebeplerden dolayı şehirlere akın ettiği dönemdir ve ülkede gelişen politik olaylardan dolayı askeri cuntaya doğru adım adım yaklaşılmaktadır.

General Sunalp’ın Yakın Dostu

12 eylül askeri darbesiyle Alevi, Kürt binlerce ilerici demokrat yurtsever işkence tezgahlarından geçirilir. Sokaklarda yargısız infazlar ve sivil faşist saldırılardan dolayı onlarca yurtseverin katledildiği karanlık günlerdir. Rejim için tehlike çanlarının çaldığı bu günlerde Alevi toplumun radikal sol ve yurtsever hareketi yoğun olarak desteklemesi sonucunda cuntacı generaller Milliyetçi Demokrat Partisine (MDP) kurarlar. Alevi halkın devrimci dinamizmi tasfiye edilmek için partinin kurucularında Alevilere de yer verilir. Bu kurucu ve yöneticiler içinde dikkat çeken bir isim vardır. İzzettin Doğan…Onu bu kadar etkin hale getiren sosyal etken babasının sisteme yaptığı hizmetler ve devlete Alevi burjuvazisinin sisteme nasıl çekileceği ve yoksul Alevilerin devrimci dinamizminin nasıl kırılıp tasfiye edileceğiyle ilgili verdiği seminerlerdir. Ve cunta tarafından verilen Alevi topluluğun temsilciliğini kabul eder. Ancak iki tarafta bu sefer yanılmıştır. Generaller toplumda istedikleri çıkışı yakalayamazlar. Bu ve sosyo psikolojik etkenlerden dolayı İzzettin Doğan’la, general Turgut Sunalp’ın yolları ayrılır.

Fetullah Gülen’i bir filozof olarak görüyor

Vatan Gazetesi’nin kendisiyle yaptığı röportajda: “Fethullah Hoca’yı tanırım. Saydığım bir insan. Onu İslam’la ilgilenen bir düşünür, bir filozof olarak görüyorum. Birkaç defa görüştük, konuştuk, kendisi geldi. Cemevlerinin yapımında olumlu bir katkısı vardır. Hatırlarsınız, yıllar önce ‘Camilerin yanında cemevleri de yapılmalı’ diye beyanat vermişti.” diyor.

Alevi Burjuvazisi Siteme Entegre Ediliyor

Alevilerin 1965’den sonra hızlı kentleşmesi toplumsal yapısında köklü dönüşümlere yol açar. Kırsal kesimden şehirlere gelen eğitim görmüş Alevilerinin sayısında büyük artış olur. Bu durum beraberinde cılız da olsa bir Alevi burjuvazisini ortaya çıkmasını sağlar. Sistemin katı islami din anlayışı sonucu bu kitleye bakışta tereddüt yaşanmasına sebep olur.Zamanla alevi küçük burjuvazisinin kendi yapısal olarak değiştirip faaliyet gösterdikleri iş kollarında holdingleşmeye başlamasıyla beraber (Süzer holding, Polat holding, Kkale kilit) sistemle ilişkilerinin yürütecek ve ona yardımcı olacak hem tüm siyasi bürokrasinin, hem de askeri bürokrasinin sorun çıkarmayacağı bir alevi entelektüeline ihtiyaç duyulur.Bu da Alevi toplumunda hukuk Profesörü kariyerine sahip olup kendini MDP’nin kurulmasında ispatlamış, yaptığı çalışmalarla devletin güvenin kazanarak bu misyonu yüklenecek olan İzzettin Doğan’dır. Fakat gerek Alevi burjuvazinin kendi içinden kurumsallaşmayı başaramaması, gerekse İzzettin Doğan’ın alternatifi bulunmaması sonucu pragmatik davranması bu süreçte kısmen tıkanmış olsa da Alevi burjuvazisi sisteme entegrasyonu sağlamıştır. Hatta Alevi burjuvazisi sistem tarafından teşvik kredileri, faizsiz verilen banka kredileriyle desteklenip gelişmesi de sağlanmıştır.

Cem Vakfının Rant Aracına Dönüşmesi

Tarih 2 temmuz 1993 binlerce ilerici alevi Sivas’ta Pir Sultan şenliklerinde buluşur. Düzenlenen bu şenliğe devlet destekli gerici faşistlerin saldırması sonucu 33 muhalif aydın yakılarak öldürülür. Sistem bu katliamla birbirinden değerli aydınları katlederek Türkiye’de gelişmeye başlayan aydın olgusunun halkçılaşmasını tasfiye etmiştir. Bu katliamdan sonra neo faşist ve islamcı tehdide karşı Alevi topluluğu hızla dernekler, vakıflar etrafında örgütlenmeye başlar.Bu durum karşısında devlet yeniden İzzettin Doğan faktörünü devreye sokar. Doğan’ın bu süreçte devreye girmesi oldukça önemlidir.2 temmuz katliamından sonra hızla örgütlenen alevi toplumun dernekler ve vakıflar vasıtasıyla haklı isteklerini sistemin kurum ve kuruluşlarıyla göğüslemek yerine Cem Vakfı üzerinden karşılar. İlk önce sorun ve talepleri öne süren kurumlar arası çelişkinin çıkmasını sağlayıp Cem Vakfı’yla bunu derinleştirir. Bu haklı taleplerin dile getirilme sürecini Cem Vakfı’nın çıkardığı polemiklerle gündemden düşürerek toplum içinde etkisini yitirmesini sağlamıştır.

İzzettin Doğan’a Örtülü Ödenekten Para

DYP ve SHP hükümetinin iktidarı döneminde Tansu Çiller Alevi toplumun oylarının alabilmek ve Cem Vakfı’nın gelişmesini sağlamak amacıyla örtülü ödenekten yüklü miktarda para aktarır. Devletin bu desteği Tansu Çiller’le sınırlı kalmaz. Yapılan bu yardımlarla Cem Vakfı güçlendirilip çekim merkezi yapılmak istenir. İzzettin Doğan’ı destekleyen tek siyasetçi Tansu Çiller değildir. Mesut Yılmaz zamanında ANAP’ın belediye başkanlıklarını kazandığı belediyelerden arsalar vererek sözde cemevlerine taksim edilir. Elbette bunlar İzzettin Doğan ve ekibi tarafından sonra birer birer elden çıkarılarak satılır.Süleyman Demirel’in o dönemdeki Hacıbektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan’a ‘’İzzettin Doğan’a cemevini biz kurdurduk’’ sözleri aslında bilinen bu gerçeğin resmi olarak itirafı anlamında önemlidir.

Maraş’ın Katili Musa Serdar Çelebiyle Kol Kola

Musa Serdar Çelebi ismi 1980 yılları yaşamış çoğu devrimci ve yurtsever için tanıdık gelecektir.Maraş katliamı mimarlarından olduğu daha sonra ispatlanan beş kişiden biri Musa Serdar Çelebi’dir. Musa Serdar Çelebi’nin icraatları bununla da sınırlı kalmaz. MİT’in görevlendirmesiyle 1980 sonrası Avrupa’da Kürtlere karşı gerçekleştirilen bütün saldırılarda onun ve başkanı olduğu Avrupa Türk Federasyonun izi vardır.Musa Serdar Çelebi ve İzzettin Doğan’ın yolları ise Avrupa Cem Vakfı’nın düzenlediği cemde kesişir. Çelebi’nin İzzettin Doğan tarafından davet edilmesi cem törenine katılan diğer alevi kurumlarınca protesto edilince töreni terk etmesiyle açığa çıkar. Olayın açığa çıkmasından sonra alevi kurumların tepki göstermesi üzerine Tempo dergisine verdiği röportajında İzzettin Doğan şunları söyler:‘’Bu soruda ısrarlısınız: ’80 öncesi bir katliama karışmış biriyle nasıl el sıkışırsınız’, demek istiyorsunuz. 80′den bu yana kaç sene geçti? 28 yıl değil mi? Bu muhterem zatın, o tarihlerde ne yaptığını da bilmiyorum. Siz söylüyorsunuz. 2002-2003′ten sonra bu arkadaşı tanıdım. Tanıdığım dönemdeki konuşmalarını, ben olumlu bir yaklaşım olarak gördüm. Almanya’da çalıştığını, Alevi-Sünni ayrımının kaldırılmasının doğru olacağını, çünkü orada herkesin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü söylüyor. Bunun dışında, öyle uzunlamasına, derinlemesine bir olay gelişmemiş. Otuz sene önce katildi! Olabilir. İnsanlar affediliyor.’’İzzettin Doğan’ın bir tek görüştüğü ülkücü faşist Musa Serdar Çelebi değildir. Son zamanlarda alevi Türk İslam sentezinin savunucusu Namık Kemal Zeybek’te bunlardan biridir.

İzzettin Doğan Tasfiye Hareketi

İzzettin Doğan’ın devletle karanlık ilişkileri zamanla deşifre olması sonucunda Alevi kurum ve kuruluşları Cem Vakfı dışında kurumlar oluşturup taleplerini yüksek sesle dile getirmeye başlayınca İzzettin Doğan faktörü yineden ortaya sürülür. Bu haklı taleplerin pasifsize edilmesi için Doğan sürekli Alevi kurumlarını polemik içine çekerek bir tasfiye hareketi başlatır.Alevi örgütleri ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın’ diyerek radikal çıkışlar yaparken, İzzetin Doğan ‘Diyanette bizlerde temsil edilelim’ diyerek farkını ortaya koymuştur.
Alevi örgütleri zorunlu din dersleri kaldırılmasını gündeme getirirken, İzzettin Doğan ‘Alevilik ders olarak okutulsun’ der.
Alevi örgütleri ‘devlet inançlar için para harcamasın’ derken, Doğan Alevilere bütçeden pay ayrılmasını öne sürer.
Alevi örgütleri ‘Alevilik sistem tarafından tanınsın, Cemevleri yasal statüye kavuşsun’ derken Doğan sessizce dinler.
Doğan, çatışmalarda yaşamını yitiren yurtsever Alevi devrimcilerin cenazelerin Cemevleri’nden kaldırılmasına şiddetle karşı çıkar.2 temmuz Madımak Oteli önündeki anmalar karşı çıkar kimseyi göndermez. Olay gündeme geldiğinde sürekli Pir Sultan Derneği ve Aziz Nesini suçlar ama önceki yıl ki törenlere katılır. Ve Madımak Oteli müze olsun der.

İzzettin Doğan ve Sol Parti Çalışmaları

İzzettin Doğan portesini canlı ve dinamik tutan etken siyasi ve bürokrasinin ona verdiği destek ve imtiyazdır. İzzettin Doğan’ın dışında da Alevi kurumların siyasi bürokrasiyi etkilemeye yönelik çalışmalar yapmasından en çok rahatsız olacak insan kuskusuz ki İzzettin Doğan’dır.Fakat etkisini Alevi toplumda gün geçtikçe yitirmesi ve misyonun deşifre olmasından dolayı her sistemin sınırsız destek verdiği figürler de zamanla yok olmaya muhtaçtır. Ve anılırken Alevilere verdiklerinden çok bu topluluktan neler götürdükleri gündeme gelirler. Bir toplumun asimilasyonu için ahlak kurallarını dahi ayaklar altına almaktan çekinmeyen İzzettin Doğan artık çöküş ve tasfiye sürecine girmiştir.
Yazar kkm_yonetim Tarih: Cumartesi, 06. Eylül 2014

Demirtaş'tan Alevilere; Zulme karşı birlik 'öz'dür Özel
Devamı... yorum (0) 131 okunma


Halkların ve Değişimin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, Almanya ziyareti sırasında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nu da ziyaret etti. Avrupa ülkelerindeki Alevi federasyonlarının başkanlarının da katıldığı toplantıda konuşan Demirtaş, "Yeni bir gelecek inşa edilecekse Alevi toplumu da bir özne olarak değişim dönüşüm sürecinde rol almalı, öncülük yapmalıdır" dedi.
 
Halkların ve Değişimin Adayı HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Almanya'nın Köln kentinde gerçekleştirilen mitingin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) yöneticileriyle bir araya geldi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Merkezi'nde düzenlenen toplantıya, AABK Genel Başkanı Turgut Öker, AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Ali Çankaya, Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Fethi Kıllı, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Okan Dinler, Avrupa Alevi Gençler Birliği Genel Başkanı Ümit Sarı, Almanya Alevi Gençler Birliği Eşbaşkanları Mazlum Doğan ve Sevcan Doğan ile çok sayıda yönetici katıldı.
 
'Temas ettikçe birlik gelişir'
Toplantıda bir konuşma yapan Demirtaş, AABK'yi aslında geçen yıl ziyaret etmeyi planladıklarını ancak Paris Katliamı'ndan dolayı iptal edildiğini aktararak şunları söyledi: "Çok istiyorduk gelmeyi. En nihayetinde gelmiş olmak, beni de çok mutlu etti. Çünkü dokunmadan, temas etmeden bazı konularda anlaşabilmek mümkün değil. Tanımadığın, bilmediğin şeyden korkarsın. Bu gayet insani ve doğal bir davranıştır. Bizler de bütün ezilen kimlikler olarak birbirimize temas ettikçe, dokundukça birlikte zalime karşı mücadele etme, bir arada durma kültürü gelişmiş olacak. Bu zaten Kürt halkının da, Alevilerin de geleneğinde vardır."
 
'CHP ve MHP iktidarın minderinde'
HDP ile ulaşılan birliğin yıllardır girişilen ama başarısız kalınan birlik çabalarının başarılı olmuş hali olduğunu kaydeden Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Daha önce biz istesek de dışımızdaki koşullar izin vermezdi; ama şimdi dışımızdaki gelişmeler, trajik de olsalar birlik konusunda pozitiftir. Karşımızda boğazına kadar yolsuzluğa batmış bir iktidar, vicdansızlaşmış bir başbakan var. Öbür tarafta muhalefet partileri de, CHP ve MHP de toplumun birlik isteğini karşılamak yerine mevcut iktidarı kendi minderinde alt etmeye çalışıyor. Bu bir yetmezliktir, doğru okuyamamaktır."
 
CHP'yle görüşmelerde ne yaşandı?
Demirtaş, seçimler öncesinde CHP'yle yapılan görüşmeler hakkında ise şu bilgileri verdi: "Kemal Bey'e, Kılıçdaroğlu'na da açık açık anlattık. Bütün bu koşulları birlikte değerlendirelim diye görüşmeler yaptık. CHP'deki etkili demokrat kanadın müdahalesi gerekiyordu. HDP olarak 'İlle de aday çıkaracağız' ısrarımız da olmadı. Samimi, ciddi bir arayış içine girdik. Rıza Bey'i kamuoyuna yansıdığı için söylüyorum; benzer isimler olabilirdi. Barışı, emeği, kimlikleri, inançları doğru temsil edecek bir aday olsa hiç zorlanmazdık, seçmenimiz de desteklerdi. İlle Kürt ya da Alevi de demedik. Bu ilkeleri savunacak bir adayla birlikte seçime girebilirdik. Ama bir müddet görüşmeler devam ettikten sonra gördük ki etkisi yok. MHP'yle çok önceden yapılan görüşmelerde Ekmeleddin Bey'in ismi zaten netleşmiş ve bizim görüşmelerimiz de bu yüzden etkisiz kalmış. Kemal Bey'e, 'Bu ilkelere uygun aday çıkarırsanız biz çıkarmayacağız, sizi bekleyeceğiz' dedik. Eğer böyle bir aday çıkarırsanız da kampanyanızı güçlü bir biçimde destekleyeceğiz, dedik. Bizim arzumuz, gerçekten herkesi kucaklayacak, iktidar ve parlamento üzerinde halk adına basınç oluşturacak bir cumhurbaşkanı adayı olmasıydı. Ama şimdiki iki aday da toplumun özgür yarınlarına dair zerre kadar umut taşımıyor."
 
'İzlersek AKP değiştirecek'
Herkesi kucaklayacak ortak bir cumhurbaşkanı adayının CHP için de soluk olabileceğini ancak fırsatın tepildiğini belirten Demirtaş, şöyle devam etti: "Seçimi kazanamayabilirdik; ama çok net bir demokrasi birliğinin en büyük hamlesini yapmış olacaktır. Sonraki genel ve yerel seçimlerde de artık yeni yaşamın öncü gücü olurduk. Çünkü Türkiye değişecek. Biz yerimizde oturup izlesek de değişecek, müdahale etsek de değişecek. Ama izlersek, onlar değiştirecek, kendi keyiflerine göre değiştirecek; kendi dünya görüşüne, ideolojisine göre değiştirecek. AKP şu anda durmuyor. Devleti değiştiriyor, toplumu değiştirmeye çalışıyor; ama tümüyle kendi bakış açısına, ideolojik hedeflerine göre değiştiriyor."

Diğer iki adayın da ilkeleriyle hiç uyuşmadığını kaydeden Demirtaş, kendi yaklaşımlarını ise şöyle özetledi: "Biz bu işi sırf cumhurbaşkanlığı seçim yarışı olarak da görmüyoruz. Tabii ki hedefimiz kazanmaktır; ama esas olan demokrasi mücadelesidir. Sabır isteyen bir iştir. Türkiye demokrasi hareketi, muhalif cepheler her seçimde yenilerek bir sonraki seçime aynı hatalarla gitmek zorunda değil. Daha sabırlı, daha serinkanlı hazırlıklarla 2015'e, sonraki yerel seçime ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmak zorundayız. Bunun temellerini şimdiden atmazsak, birlikte mücadele ve dayanışma kültürünü geliştirmezsek sürekli bu tartışmalar olacak aramızda. Her seçimde karşımızda egemenlikçi güçler olacak ve biz her seçimde, 'Niye biz bir araya gelemedik' diye hayıflanacağız. Bunu engellemenin tek yolu, bir yerden başlamaktır. 40 yıllık bir geçmişi var bu arayışın; ama şimdi çok uygun bir dönem. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, birlik açısından çok uygun koşullar yaratıyor. Bir parti programı, bayrağı etrafında buluşmamız gerekmiyor; çok genel, herkesin kabul edebileceği ilkeler etrafında buluşmak yeterlidir. İnancı ne olursa olsun, bu ilkeleri savunamayan zaten demokrasiyi yaşamıyordur. Bahsettiğimiz ilkeleri savunmak için Alevi olmak, Kürt olmak, solcu olmak da gerekmiyor."
 
'Kimse sadece kimliklere yaslanamaz'

Taleplerinin "elit bir kesimi" değil, herkesi kapsayan talepler olduğunun altını çizen Demirtaş, şöyle devam etti: "Türkiye'deki dağınık halde duran potansiyel gücümüzü ortaya çıkarırsa, Türkiye'nin geleceğini artık yoksullar, ezilenler olarak biz belirlemek istiyoruz, demiş oluruz. Evet, biz Ermeni'yiz, Alevi'yiz, Süryani'yiz, Türk'üz, Kürt'üz; ama her şeyden önce emekçiyiz. Kimsenin parasını çalmıyoruz; paramızı da çaldırmak istemiyoruz. Kimsenin toprağına göz dikmiyoruz; ama kendi toprağımızda da bize bu şekilde, fütursuzca yaklaşılmasını istemiyoruz. Kendi vatanımızda özgür olmak istiyoruz; kimsenin vatanına da göz dikmiyoruz. Kendi topraklarımızda, anadilimizle ibadet yapmak istiyoruz, eğitim yapmak istiyoruz. Özgürlükleri sağlayacak bu çizgiyi artık Türkiye'de temel bir referansa dönüştürmek istiyoruz. Siyasi bir çizgiye dönüştürmemiz lazım. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu haliyle devam eden tartışma düzeyiyle 10 Ağustos'a kadar bu şekilde giderse artık Türkiye'de yeni bir siyasi hat doğmuş olacak. Bu hat, bugüne kadar kimliklerimiz, mezheplerimiz, inançlarımız, ideolojik duruşlarımız nedeniyle bir araya gelemeyen güçleri bir araya getirirse, bu Türkiye'nin gerçek değişim gücü olur. Her parti, HDP de dahil olmak üzere, cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında kendini gözden geçirmek zorunda kalacak. Yeni siyaset yapma biçimi, yeni argümanlar ve yeni bir taban vardır, anlamına gelecektir. Ne HDP/DBP sadece Kürtler üzerine siyaset yapabilir; ne CHP, sadece laikler üzerinden siyaset yapabilir; ne de AKP sadece muhafazakarlar üzerinden siyaset yapabilir. Herkes kimlik siyasetlerini ikinci plana itip emek siyasetini, özgürlük, demokrasi ve barış siyasetini önceleyen bir çizgiyi tutturmadığı müddetçe, hiçbir partinin siyasal arenada kalma şansı bile kalmaz."
 
'Mevcut muhalefetten AKP memnun'
Otoriterleşmeyi önlemenin yolunun ilkeler ışığında gelişen bir muhalefet etme biçimi yaratmak olduğunu vurgulayan Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "AKP de bu mevcut muhalefet tarzından gayet memnun. Sadece kendisini karşısına alan, Tayyip Erdoğan'ı ve AKP'yi düşürmek dışında hiçbir projesi olmayan, alternatif yaşam ve gelecek önerisi sunamayan muhalefet tarzı, tam da başbakanın arzu ettiği bir şeydir. Çünkü siz daha fazla demokrasi sunmadığınız, vaat etmediğiniz, çıtayı yükseltmediğiniz sürece, böyle bir ortamda o demokrat görünür. Türkiye'nin yüzde ellisi tarafından özgürlük savaşçısı olarak görülür. Bunu kırabilmenin tek yolu, teşhir etmek, boyalarını dökmek ve 'Hayır, demokrasi o değil, budur' demektir; 'Hayır özgürlük, kardeşlik o değil, budur' demektir. Çünkü bütün kavramların altını boşalttılar. En çok bu kavramları o kullanıyordu. Barış, adalet, halkın temsiliyeti, milli irade... Bunları o kadar çok kullanıyor ki... Fakat yarattığı yanılsama, ikiyüzlülük, toplumun yüzde ellisini kesinlikle etkiliyor. Siz özgürlüğün bu olmadığını ancak gerçek özgürlüğü anlatarak anlatabilirsiniz, toplumu ikna edebilirsiniz. 'Hayır, o özgürlükçü değil' dediğinizde, yerine bir şey koymanız gerekir. O değil de, ne? İşte yeni yaşam bildirgemiz budur. Onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktır. Yüreğiniz yetiyorsa, buyrun bunu savunun. Yüreğiniz yetiyorsa, Ermeni'ye 'Kardeşim' deyin; bir LGBTİ bireye 'Kardeşim' deyin. İleri demokrasi diyorsanız, buyrun, Alevi'nin inanç hakkını, ibadet hakkını açıkça ortaya koyun. Bunları eğer çıtayı yükselterek ortaya koymazsak Tayyip Erdoğan ve ekibinin çok beğendiği bir muhalefet tarzı olur."
 
'Gönül gözüyle bakamazsak...'
Muhalefet olarak benzer hatalara kendilerinin de düştüğünü ve AKP'nin oy oranının yükselmesinde hataları olduğunu belirten Demirtaş, şöyle devam etti: "Şimdi, bu elimizdeki yirmi gün, yirmi beş gün, dilim döndüğünde gittiğimiz her yerde bu yaklaşımı anlatmaya çalışacağım. Bu bizim için bir kazanımdır. Bunun için yola çıktık. Bunları anlatabilsek, insanların gözünün önündeki önyargı perdelerini kırabilsek, herkesin bir defa olsun birbirine gönül gözüyle bakabilmesini sağlayabilsek bu bizim için bir kazanımdır. Irak bu başarılamadığı için bugün üç parçaya bölünmek üzere. Suriye'de kan gövdeyi götürüyor. Birbirimizin sofrasında oturamayacaksak, birbirimizin mücadele yoldaşlığını kimliklerimizden dolayı kabul etmeyeceksek, bu ülkenin demokratikleşmesinin asla ama asla imkanı yoktur. Çok sosyalist, devrimci olabilir, çok fedakar olabiliriz, canımızı verebiliriz bu uğurda; ama mevcut zemin bu kadar darmadağın, kamplaşma ve gerilim bu kadar keskinken, ortak mücadelenin zemini yokken asla ilerleyemeyiz. Çünkü bu zemin, sadece egemen sisteme, devletçi, cinsiyetçi, sömürgeci anlayışa zemin sunar; onlar böyle bir zeminde iktidar olur. Bu bizim zeminimiz değil. Bu parçalanmışlık, emekçilerin birbirine bu kadar önyargılı olduğu bir zemin, sadece onlara yarar. Onlar da yıllardır bunu başarıyorlar. Dikkat edin son birkaç gündür, 'Bu nerden çıktı, kimin projesidir, bunların parlamenter sistem içinde yerleri yok' paniğinin de nedeni budur aslında. Onların demokrasi anlayışı, özgürlük anlayışı, bir anda bu çıtanın altına düştü. Eğer iki aday olsaydı, bu iki aday içerisinde Tayyip Erdoğan özgürlük savaşçısı olarak büyük bir kahraman edasıyla kampanya yürütecekti. Gerçekten insanlar Tayyip Erdoğan'a, 'Helal olsun' diyecekti. Böyle denildi çünkü yıllardır. Şimdiyse sorguluyor insanlar. Bunu göstermezsek, başaramazsak, onlar yapıyorlar; iktidarı da, devleti de götürüyorlar."
 
'Seçimlere girmesek yenilmiş sayılacaktık'
İlkeleri savunmak açısından cumhurbaşkanlığı seçimlerinin oldukça elverişli bir zemin sunduğunun altını çizen Demirtaş, şunları kaydetti: "Böyle bir ortamda biz bu ilkeleri savunmasak, çok büyük bir kayıp olacaktı. Ortamı aynı çizgiyi savunan bu iki adaya bırakacaktık ki, çizgi olarak aynılar; kişilik olarak demiyorum. İkisi de mezhepçi, milliyetçi çizgiyi temsil ediyor. Devletçiler. Devlet onlar için esastır. Halk, ezilenler onların referansı değil. Bu iki çizgiyi seyredip duracaktık. Türkiye muhalif güçleri, ilerici güçleri, dışta kalarak yine zaten kaybetmiş olacaktı. Aday göstermesek, baştan kaybetmiş olacaktık. Aday göstermekle ise daha baştan kazanmış olduk. Biz kendi sahamızı onlara terk etmedik. Çok büyük bedel ödenmiş bir alan burası. Onbinlerce şehit var. Yüzbinlerce, hatta milyonla sayılabilecek insan işkence gördü, cezaevine girdi, gözaltına alındı. Bunların hepsi ortak değerlerdir. Bu değerleri onlara mı teslim edeceğiz? Bu insanlar canlarını verirken, işkence görürken, cezaevini, sürgünü yaşarken onlar gelsin de bu birikimi çar çur etsin diye mi yaptı? Hayır. O halde biz sahip çıkacağız. Bu anlayışla kampanyayı yürütüyoruz."
 
'İkinci tura çıkamazsak oy vermeyiz'
İkinci turda da birinci turda savundukları ilkeleri savunmaya devam edeceklerini aktaran Demirtaş, muhtemel tavırlarına ilişkinse şunları söyledi: "Elbette ki resmi bir kararımız, partimizin bu konudaki resmi bir kararı da olur; şu anda buna dair net bir şey söylemek doğru değil. İkinci tura çıkarsak, zaten 'Halkımız seçeneksiz değildir' deriz; ama ikinci tura kalamadığımız zaman, açık söyleyeyim, 'Tayyip seçilmesin diye adayımız şudur' ya da 'Ekmeleddin Bey seçilmesin diye Tayyip'e oy vereceğiz' gibi bir yanlışa asla düşmeyeceğiz. Bu, bir aydır savunduğumuz ilkelerin tuzla buz olmasından başka bir şey değil. İlkesel duruşun bir tarafa bırakılması, pragmatist bir çizgi etrafında tüm bu ilkelerin terk edilmesi anlamına gelir. Bu ilkelerin her zaman arkasında duracağımıza söz verdiğimiz halka karşı işlenmiş bir hata olur. Bu bizim açımızdan böyle. Ama halk, kendisi ne yaparsa biz saygı duyarız. Bizi destekleyen kurumlar, örgütler, nasıl bir tavır içine girerse biz saygı duyarız. Ama aday olarak benim, beni destekleyen partimin tavrı, kesinlikle bir adaydan yana olmayacak. Kampanya bu şekilde devam ederse de iyice zorlayacağımızı düşünüyorum. Ama yine de, tabii ilk defa cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılıyor; ölçmek çok mümkün değil. Sadece geçmiş seçimleri baz alıyoruz; bunlar da çok objektif kriterler değil."
Demirtaş son olarak, Alevi toplumuna değişime öncülük etme çağrısı yaparak, "Yeni bir gelecek inşa edilecekse Alevi toplumunun da bir özne olarak değişim dönüşüm sürecinde rol alması, öncülük yapması gerekir. Şu adayın, bu adayın; şu partinin bu partinin peşinden değil, bizatihi kendisi özne olarak, öncü olarak değişime güç vermelidir. Bu Alevi mücadelesinin karakteridir; Alevi-Kızılbaş inancının özüdür, diye düşünüyorum" dedi.
 
Öker: Birliği önemsiyoruz
Demirtaş'ın ardından söz alan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, Demirtaş'ın anlattığı değerlerin yıllardır savunduklarıyla aynı olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Avrupa'da ciddi bir potansiyel yaşıyor. Bu potansiyelin her alanda yan yana gelmesi, ortak güç oluşturmasını önemli gördük. Son iki yıldır da önemli eylemleri birlikte organize ediyoruz. Bütün arzumuz, amacımız, bunun Türkiye'ye de yansıması. Türkiye'de de böyle köklü, kalıcı güç birliklerinin oluşması. Attığınız adımın buna hizmet etmesini arzuluyoruz. Umarız, sizin de belirttiğiniz gibi seçim sonrasında böyle bir yan yana gelme eğilimi daha güçlü bir biçimde ortaya çıkar. Türkiye'nin mağdurları, mazlumları, ötekileştirilmiş toplumsal kesimleri ortak demokrasi mücadelesinde el ele tutuşabilir. Bu sağlandığında bir açılım olabilir. Yoksa doksan yıllık Türk devleti politikasını hepimiz biliyoruz. Bizi yıllarca Alevi olarak, Kızılbaş olarak yok saydılar. Kürt halkını diğer özelliklerinden dolayı yok saydılar. Ermenilerin sonunu getirdiler. Bu açıdan son derece anlamlı buluyoruz, bu çabalarınızı. Biz de kendi kendimize soruyoruz: Biz ne zaman Aleviler bir cumhurbaşkanı çıkaracağız. Halen onun değerlendirmesi içindeyiz."
 
'Çıkışınız önemli bir çıkış'
Demirtaş'ı yakından izlediklerini aktaran Öker, sözlerini şöyle noktaladı: "Çıkışınız, Türkiye'yi gericilere, faşist güçlere bırakmamak önemli bir çıkıştır. Bu anlamda biz size bu yolunuzda başarılar diliyoruz. Türkiye'deki arkadaşlarımızla görüşüyorsunuz; onlar da söylenmesi gerekenleri söylüyordur. Bizim açımızdan bu süreçte, Alevilerin temel sorunlarını gündeme getirebilirsek, tartıştırabilirsek, diyoruz. Siz gerekeni yapıyorsunuz; ama çok geciktiğinizi bilmenizi isteriz. Sonuç değişmeyecek olsa bile en azından demokrasi güçlerinin yeni bir alternatifi yaratması noktasında daha hazırlıklı olunabilirdi. Bu süreç arzulandığı gibi gelişmedi, diye düşünüyorum. Ama şimdiden gördüğümüz kadarıyla Avrupa'da da Türkiye'de de insanlar cumhurbaşkanlığı seçimlerine başka bir heyecanla yaklaşıyor. Bu mücadeleyi sadece sandıktan çıkan oy olarak değerlendirmemek lazım. Bizim nezdimizde de soylu bir çıkış yapıyorsunuz."
 
'98 yılından beri savunuyoruz'
Ziyaretin ev sahipliğini yapan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu'nun Genel Başkanı Hüseyin Mat ise, partilerden çok ilkeleri önemsediklerini belirttiği konuşmasında, "Biz sadece dönemsel bakmıyoruz. Bu mücadele sadece cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili bir süreç değil. Uzun soluklu bir süreç ve biz demokrasi güçleriyle bir araya gelme konusundaki kararlılığımızı 98 yılından bu yana savunuyoruz. Şimdi sizin ilkelerinize bakıyorum ve 98 yılında ortaya koyduğumuz ilkelerimize bakıyorum, müthiş bir benzerlik var" dedi.
Mat'ın ardından kurum temsilcileri tek tek söz alarak düşüncelerini ifade etti.
 
'İlkeleriniz, değerlerimizle uyuşuyor'
Erdal Kılıçkaya (Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı): Alevilerin evine hoşgeldiniz. Fransa ABF olarak sizi Fransa'da da misafir etmek isteriz. Adaylığınızı çok önemsiyoruz. En sevdiğim sloganlarınızdan birisi, bağlamadan başka hiçbir şey çalmayan bir aday olarak bizim telli Kur'an'ımızı çalıyor olmanız önemli. Evet, ilkesel anlamda bir sıkıntımızın olmadığı aşikar. Ama izin verirseniz, birkaç beklentimi sıralamak isterim. Bizim artık evrensel değerlerde birleşmeyi başarmamız gerekiyor. Bu söylemle nasıl bir hava yakaladığınızı biraz önce anlattınız; bu bir araya gelişler İslam Konferansları'nda olmayacak. Böyle birlikteliklere biraz mesafeli olacağımızı tahmin edersiniz. Seçimlerden sonraki süreç önemli. Türkiye'deki demokratik mücadele açısından Gezi bir sıçrama tahtası oldu. Özellikle bu son dönemdeki duruşunuz ve söylemlerinizle bu süreci tamamladığınızı, size sempati duyduğumuzu söylemek isterim. Beklentimiz şu, Alevilerin tarihi, geçmişi yağmalandı; katliamlara uğradık; dolayısıyla hep bütün mazlumlarla dayanışan tarafta olduk. Ama Alevilerin çevresindeki dayanışma çemberinin biraz dar olduğunu düşünüyorum; sizin adaylığınızla umuyorum ki bu aşılır. Seçimler öncesinde sizden ricam, Alevilerin istem ve talepleri konusunda medya önünde biraz daha cüretkar olun lütfen. Buna ihtiyacımız var.
Bir isteğimiz daha olacak sizden. Her ne kadar Avrupa Alevi kurumları temsilcileri olsak da Türkiye'deki gelişmelerin merkezindeyiz. Özellikle son dönemde 38'de Erzincan'da Zini Gediği'nde katledilen ve orada bırakılan insanlarımızla ilgili bir çalışma yaptık, bir anıt inşa ettik. 8 Ağustos'ta anma etkinliğimiz var, bekleriz. Ama oraya koyduğumuz anıtı kaldırmak, yıkmak istiyorlar. Bu konuyla ilgili her türlü desteğinizi yanımızda görmek isteriz. Xızır yardımcınız olsun. Daha çok yol yürüyeceğiz birlikte. Başarılar diliyorum.
 
Öncelikle sizi kutluyorum. AABK'yi ziyaret etmeniz bir onurdur. Alevileri hiçe sayanlardan değilsiniz. Çok fazla konuşmamakla birlikte, şunu belirtmek istiyorum: Türkiye'nin demokratikleşme sürecindeki en önemli katmanlar, Kürtler ve Aleviler. Başarabileceğimiz çok şey varken masanın etrafında dolaşmaktan ziyade samimi havanın esmesi gerekiyor. Türkiye'nin değişmesi için çok çalışmaya ihtiyacımız var. Hem Alevi toplumunun hem de Kürt hareketinin tabanıyla birlikte samimi bir havanın esmesine ihtiyacımız var. Sizin gibi arkadaşlarımızla birlikte bu giderek oluşuyor. Umarız düşünceleriniz, birliği ve beraberliğimizi pekiştirecek. Xızır yardımcınız olsun.
 
Ümit Sarı (Avrupa Alevi Gençler Birliği Genel Başkanı):
Bir gün Bektaşi'ye iki şişe şarap vermişler, "Hangisi daha iyi" demişler; birini tadınca, "Diğeri daha iyi" demiş; "Nerden biliyorsun" dediklerinde, "Bundan daha kötüsü olamaz" demiş. Doksan yıllık sistemin kötülüğünü biz hep beraber tattık. Dolayısıyla var olan sistemin savunuculuğunu yapan insanlardan daha kötüsü olamaz. Ötekileştirme politikalarına karşı çıkan herkesin sesinin daha gür çıkması gerekiyor. Bu nedenle de size başarılar diliyorum.
 
Sevcan Doğan (Almanya Alevi Gençler Birliği Eşbaşkanı): Adaylığınıza çok sevindim. Sizin üçüncü seçenek olduğunuzu gördük. İlkeleriniz bizim değer yargılarımıza çok uyuyor. Türkiye'deki katliamları, ezilmiş halkların uğradığı zulümlere herkesin empati duymasını istiyoruz; o nedenle turlar düzenliyoruz. Geçen sene de bu sene de Sivas'a gittik; orada sizi görmekten de çok sevindik. Sizi kendimize yakın görüyoruz ve başarılar diliyoruz.
 
Ercan Kara (AABF Bavyera Eyaleti Başkanı): Bugün burada sizi görmekten mutluyuz, gurur veriyor. Başlatmış olduğunuz bu yolda Türkiye demokrasisi ve halkların kardeşliği adına, Ortadoğu'daki süreç adına da önemli, onurlu bir mücadeleye girdiğinizi görüyoruz. Bu yolda sizlere başarılar diliyoruz. Mitingte de söylediğiniz gibi tüm insanların seçim günü o fotoğraflara, gözlere bakarak Türkiye demokrasisi, halkların kardeşliği adına doğru olanı yapacağına inanıyorum. Bu yolda biz de sizlere başarılar diliyoruz. Yolunuz açık olsun.
 
Ali Ertal (AABF Yönetim Kurulu üyesi): Burayı kendi eviniz olarak görebilirsiniz. Mücadeleniz ve duruşunuzla bizim için yol göstericisiniz. Seçenekler ortada. Bu işim lamı cimi yok; herkes rengini belli etmeli. Kuşkunuz olmasın ki bu duruşunuzun ve mücadelenizin karşılığını göreceğinize inanıyorum. Hayallerimizi bile elimizden aldılar ve doksan yıldır ilk defa Anadolu, Mezopotamya'da, Kürdistan'da artık halklar el ele omuz omuza zalimlere karşı dik duracak; bizi de arkanızda değil, yanınızda göreceksiniz.
 
Bülent Uğur (AABF Bavyera Eyaleti Yönetim Kurulu Üyesi): "Cumhurun Alevi-Kızılbaş bir bireyi olarak hoşgeldiniz diyorum. Adaylığınızın nazarımızda çok değerli olduğunu bilmenizi istiyorum. Bu ziyaretle birlikte bazı eşiklerin de aşılacağına inanıyorum. Alevi vicdanı, özellikle hakkın tecellisi olan vicdan, o üç fotoğrafa bakıp en doğru kararı vererek, kendisi için barış, demokrasi, eşitlik isteyen adaya gereken desteği gösterecektir, diyorum. Yolunuz açık olsun; Xızır yoldaşınız olsun."
 
Mahmut Akgül (AABF Denetleme Genel Sekreteri): Mücadele ancak yan yana durarak çoğalıyor. Başarılar diliyorum. 45 yaşındayım, hayatımda ilk defa oy kullanacağım; ülkenin özgürleşmesi için açılan bir yol için oy kullanacağım.
 
Ufuk Çakır (AABF Nordrhein Westfalen Eyalet Başkanı): Sevgiyle selamlıyorum sizi, hoşgeldiniz. Sadece ilkeleriniz değil, bağlama çalıyor olmanız da bizimle uyuşuyor. Kültürümüzde çok önemli bir yeri var. Size başarılar diliyorum, teşekkür ediyorum.
 
Müslüm Kaya (AABF İnanç Kurulu Genel Sekreteri, Alevi Dedesi):
İfade ettiğiniz ilke ve prensiplere gönülden katılıyoruz. O ilke ve prensiplere aynı pencereden bakıyoruz. Özgürlük adına, demokrasi adına yola çıktınız; Xızır yoldaşınız olsun. İkinci turda da Erdoğan'a destek vermemenizi istiyoruz. Hiçbir Alevi, ezilen, sömürülen, hakları gasp edilen kişi İslami faşist dediğimiz birini orada görmek istemez. Özgürlük ve demokrasi adına yola çıktığınız için size başarılar diliyorum.
 
Kenan Küçük (İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Örgütlenme Sekreteri): Almanya Cumhurbaşkanı özgürlükleri ve demokrasiyi çok savunan bir cumhurbaşkanı. Bizim de Anadolu'da akrabalarımız, dostlarımız var. Türkiye için de böyle bir simaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Yolunuz açık olsun, diyoruz.
 
Nurettin Altundağ (AABF yöneticisi): Varlığınız sevindirici. Adaylığınızdan dolayı tebrik ediyorum. Önemli ve gerekliydi. Doksan yıllık sistemin yarattığı iki adayın karşısında aday olmaması antidemokratik olurdu. Birisi diğerini yaratmıştır; diğerini ayakta tutmuştur. Dışardan, ayrı, çağdaş, demokratik, evrensel değerlere sahip olan, değişik kimlikleri birleştirebilecek bir adayın çıkması gerekirdi. Bunu sizin yansıttığınızı görebiliyorum. Kazanıp kazanmamak da önemli değil. Önemli olan bir tohumun serpilmesi ve uzun vadede yeşermesi. Ancak bu şekilde başarılabilir. Alevi hareketi çok önemli sorunlar yaşıyor. Mesela içimizde bir de Kürt fobisi söz konusu. Bizim Anadolu halkımızda fobiler çok. Kürt fobisi hassas bir konu. Ama buna rağmen doksan yıllık egemen sistemin yarattığı adayların dışında eğer böyle bir aday çıkmışsa, benim kanaatimce sistemi değiştirmeye yol açabilir. Adaylığınızı tebrik ediyorum, başarılar diliyorum.
 
Ertan Kurt (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Baden-Württemberg Genel Sekreteri):
Avrupa'daki Alevi gençler olarak adaylığınızı selamlıyoruz. Türkiye'deki demokrasi güçlerini alternatifsiz bırakmadığınız için çok teşekkür ediyoruz. Bu masada birçok kişinin demin de söylediği gibi bu toplumun oy pusulası önünde durduğunda sizin anlattığınız ilkeleri baz alarak doğru kararı vereceğine inanıyorum. Yolunuz açık olsun.
 
Ozan Emekçi (Sanatçı): Benim bir gözlemim var, onu aktarmak istiyorum: Bazı Aleviler diyor ki, "Selahattin Demirtaş aslında Alevi'ymiş." Diyorlar ki, "Aslında Dersimliymiş de Elazığ'da doğmuş; şimdiye kadar fark etmemiş." İnsanlarımız böyle düşünüyor.
Osman Oğuz / Ö.Politika
Yazar kkm_yonetim Tarih: Perşembe, 24. Temmuz 2014

Kobanê sınırında Cem olmaya gittiler
Devamı... yorum (0) 155 okunma


40 Alevi Dede'si, Aydın ve yazar Kobanê’deki direnişe destek için Urfa’nın Birecik ilçesine doğru yola çıktı. Grup, “Kırklar Aşkına biz Aleviler hak ve hakikat için Kobanê sınırında cem olmaya gidiyoruz” dedi.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çetelerinin saldırılarına karşı büyük bir direniş içinde olan Kobanê halkına destek için Kobanê Kantonu sınırında başlayan çadır eylemine katılmak üzere İstanbul’dan 40 Alevi dede, aydın ve yazar yola çıktı.

‘Kırklar aşkına Kırk Kişi’ çağrısıyla yola çıkan Alevi Dede, aydın ve yazarlarına Alevi kurumları temsilcileri de katılarak destek verdi.

‘Kırklar Aşkına biz Aleviler hak ve hakikat için Kobanê sınırında cem olmaya gidiyoruz’ diyerek Saat 16.00’da yola çıkan grup, 16 Temmuz 2014 tarihinde Saat 12.00’da Kobanê sınırında basın açıklaması yapacak.

Kırklar Aşkına Girişim çağrıcıları şunlar: Celal Fırat Dede, Sefa Öztürk Dede, İbrahim Erdoğan Dede, Hasan Kılavuz Dede, Veli Büyükşahin Dede, Hüseyin Gazi Metin Dede, Adıgüzel Dede, Mehmet Yüksel Dede, Ali Gül Soysüren Dede, Kemal Bülbül, Şükrü Yıldız, Cemo Doğan, Mehmet Kömür, Mehmet Tural, Zeynel Doğan, Süleyman Zaman, Servet Demir, Hüseyin Kelleci, Aziz Tunç, Cihan Çelik, Ali Sizer, Ali Özcan, Salam Gümüş, Hüseyin Narlı, İsmail Pehlivanlı, Av. Ali Yıldırım, Sezgin Kartal, Berrrin Sulari, Veli Haydar Güleç, Ahmet Bakır, Necdet Saraç, Recai Aksu, Elif Tabak, Nevin Yıldız, Kamil Ateşoğlu, Hilmi Yarayıcı, Fadıl Öztürk, Şeho Demir, Şükrü Samsunlu, Özgür Fındık, Kemal Karagöz, Hilal Yağız, Cilem Öz, Sezgin Kartal, Şener Sümen, Olcay Kaya...

Girişime desteklerini açıklayan Alevi Kurumları ise şunlar: ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu), PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği), AKD (Alevi Kültür Dernekleri), HBVAKV (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı), ÖDAD (Özgür Demokratik Alevi Derneği), Hünkar HBV Derneği, Levh-i Kalem (Alevi Fikir Topluluğu)
Yazar kkm_yonetim Tarih: Çarşamba, 16. Temmuz 2014

Demirtaş'tan yeni yaşam önerisi
Devamı... yorum (0) 132 okunma






Halkların ve değişimin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, tutum belgesini açıkladı. HDP ve Demirtaş'ın yeni yaşam için önerisi; radikal demokrasi, barış, adalet, inanç özgürlüğü.

Halkların ve değişimin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, tutum belgesini açıkladı.

Açıklamanın yapıldığı Şişli Kent Kültür Merkezi'ne, tutum belgesinin ilkeleri olan "Herkese demokrat", "Birleştiriyor, barıştırıyor", "Ayrımcılık yapmıyor", "Demokratik değişim, barışçı Türkiye", "Bağlamadan başka bir şey çalmıyor" yazılı pankartlar asıldı.

Demirtaş salona yoğun alkış ve zılgıtlar ile kampanya şarkısı olan "Zamanı geldi artık yetti gel Demirtaş, Demirtaş" ile girdi. Uzun süre alkışlar durmadı.

Basın toplantısına HDP bileşeni parti ve örgütlerin genel başkanları, milletvekilleri Pervin Buldan, Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü, Halil Aksoy, Sebahat Tuncel, Berkin Elvan'ın annesi Gülsüm ile babası Sami Elvan, Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya, Rakel Dink, yazarlar Ali Bayramoğlu, Murat Yetkin, Can Dündar, Ahmet Altan, Yıldırım Türker, Tarhan Erdem, Zeynep Tanbay, Ömer Madra, 20 yıl sonra sürgünden Türkiye'ye dönen gazeteci yazar Günay Aslan, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu'nun aralarında olduğu çok sayıda kişi katıldı. Salon tamamen dolarken, basının ilgisi de yoğun oldu.

Toplantıya katılamayan Yaşar Kemal ve Adalet Ağaoğlu mesaj gönderdi. Yaşar Kemal, Demirtaş'a başarılar dilerken, Ağaoğlu Demirtaş'ı desteklediğini duyurdu. Demirtaş, yoğun alkışlar eşliğinde konuşmasına başladı.

"Bugün burada söyleyeceğimiz sözü ilk defa söylemiş olmayacağız, son defada söylemeyeceğiz. Israrla ve inatla söylenmesi gereken barışa ve kardeşliğe dair ne varsa söylemeye devam etmek için buradayım" diyen Demirtaş, halkın cumhurbaşkanını ilk kez seçeceğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin, tek barışa süreci demokratik ve şeffaf kılmadığını belirten Demirtaş “Aday belirleme süreçleri demokratik olmamıştır" diye konuştu. Daha önce Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na sundukları teklifi hatırlatan Demirtaş, "Halk da kendi inisiyatifi ile istediği kişiyi aday gösterebilmeli. Parlamentonun tekelinde aday gösterme süreci demokratik değildir. Bu seçimin parlamento tarafından onaylanması anlamına gelir" dedi.

Demirtaş, kadın adayın olmamasına dikkat çekti ve ekledi: "Elbette kadınları, kadınlar temsil eder. Kadın özgürlük çizgisini temsil etme onuru ve görevi yine bana düşecek. Eksik de olsa bunu kampanyaya yansıtmaya çalışacağız."

Seçim sürecinin de antidemokratik ve eşitsiz olduğunu belirten Demirtaş, hazine yardımı almadıklarını hatırlattı, "Hazine yardımı olmasa da hazine gibi gönüllerimizde bu çalışmayı sürdüreceğiz" dedi ve halkın yoğun desteğine dikkat çekti.

Demirtaş konuşmasına şöyle devam etti: "3 aday olarak, bütün Türkiye halklarının ortak taleplerini temsil etme iddiasıyla yola çıktık. Ancak, seçim çalışmaları bütün Türkiye'yi kapsayacak mesajlar şeklinde ilerlemiyor. Cumhurbaşkanlığı seçim toplantısı mı yoksa parti grup toplantısı mı belli değil. Kedisine oy vermeyenleri düşmanlaştıran bir seçim kampanyasını yürütüyor. 'Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü' diyor. Zannediyor ki, Allah AKP'ye oy verenleri yaratmış.

İlkelerimizi bir kez daha hatırlatacağız.

Acılı anneleri yuhalatacak öfkeden kaçınacağız. Herkesin ezilmiş kimliği ile cumhurbaşkanı olmaya çalışacağız."

BERKİN'E VE ANNESİNE YOĞUN ALKIŞ

Halkların ve değişimin cumhurbaşkanı adayı Demirtaş, Başbakan Erdoğan'ın yuhalattığı Berkin Elvan'ın annesi Gülsüm Elvan’ın ismini anons etti ve alkışlattı.

Demirtaş, "Ne mutlu onlara ki intikam naraları atmadılar, her zaman barış ve kardeşlik mesajı verdiler. Acıları yarıştırmayan, acıları ortaklaştıran dili siyasete hakim kılarsak ne mutlu bize" diye konuştu.

Demirtaş, kampanya gönüllülerine teşekkür ettikten sonra, "Yeni yaşam çağrısı" başlıklı tutum belgesini okudu.

"Adaylığımla; Türkiye’ye sadece yeni bir cumhurbaşkanı değil, aynı zamanda yeni bir yaşam öneriyoruz. Bu öneri, yıpranan kardeşliğin eşit temeller üzerinde yeniden tesisi için bir tekliftir" diyen Demirtaş, "Çağrımız; Türkiye'deki bütün halkların ve inançların birlikte birbirine benzemeden, birbirini benzetmeden, özgürce, yepyeni bir yaşam inşa etmelerinedir" diye konuştu.

Demirtaş'ın tutum belgesindeki başlıklar şöyle:

"Yeni yaşam çağrısı radikal demokrasi çağrısıdır.

Yeni yaşam çağrısı barışa inanmaktır.

Yeni yaşam çağrısı adalettir.

Yeni yaşam çağrısı inanç özgürlüğüdür.

Yeni yaşam çağrısı yeşildir.

Yeni yaşam çağrısı gençtir.

Yeni yaşam çağrısı eğitim hakkıdır.

Yeni yaşam çağrısı kadındır.

Yeni yaşam çağrısı dünya barışıdır.

Yeni yaşam çağrısı örgütlenmektir."


Demirtaş'ın açıklaması, salonda alkış ve "Halkların adayı Selahattin Demirtaş" sloganıyla karşılandı.

Demirtaş şunları söyledi: "Yapacağımız, yeni yaşamın tohumlarını ekmek demiyorum bırakmaktır. Onun can suyu sizin ellerinizden toprağa akacak. Gün be gün o filizi büyüteceğiz, görkemli birer ağaca dönüştüreceğiz. Ağaca baktığında sadece odun gören anlayışa karşı ağaca baktığı huzur gören anlayışa sahibiz. Ağaçtan kereste yapanlara karşı ağaçtan devrim yapanlar olacağız. Türkiye'nin aydınlık yüzüyüz, özgürlük ayışında dans etmekse, yeni yaşamda birlikte dans edelim."

Demirtaş açıklamasının ardından "Gazeteciler sorularını rahatlıkla sorabilirler. Kimseyi azarlamayacağız" diyerek, sorulara yanıt verdi.

"Paralel devlet ve KCK operasyonları" ile ilgili soru üzerine Demirtaş, "AKP'nin paralel devlet demesi abesle iştigaldir. Evrenin herhangi bir yerinde kesişen iki çizgiye paralel denmez. Bıraksınlar biz paralel diyelim. KCK operasyonlarını birlikte yürüttüler. O zaman öküz ölmemiş, ortaklık bozulmamıştır" dedi.

Bir başka soru üzerine, "Ben sizi kurtarmak üzere gelmiş değilim. Birlikte yaşama mesajını iletmek üzere görev aldım. Bütün bunları cumhurbaşkanı yapsın diye önermiyoruz. Yeni yaşamı birlikte inşa edeceğiz. Merkezin yetkilerini azaltan yereli yükselten bir politika izleyeceğiz" diye konuştu.

'İKİNCİ TUR SORULARINI YANITI BEN DEĞİL DİĞER ADAYLARDIR'

Demirtaş, ikinci turla ilgili soru üzerine, "Bu sorunun muhatabı diğer iki adaydır. İkinci turda onlardan biri ya beni desteklemek zorunda kalacak ya da boykot. Hiç kimse bana ikinci turda şunu destekle diye bana oy vermiyor. İkinci turda kalamazsak, trafolara kediler girerse, ilkelerimizi savunmaya devam edeceğiz. Koltuk sevdalısı değiliz. İlkeleri toprağa bırakmaya devam edeceğiz" dedi.

"Kazanırsanız, Başbakan Erdoğan'la çalışabilirsiniz" sorusuna "Kazanırsam ben cumhurbaşkanı, Erdoğan başbakan olursa Allah ona yardım etsin. Demokrasi, çoğulculuğu anlayacak. Toplantıda 'kalk gidelim' diyemez" diye konuştu.

Demirtaş, bir başka soruya, "İki aday da ilkelerimizin kenarından bile geçmiyor. İki aday da bu ilkeleri savunabilecek bir çizgi. Bize güvenenleri bu iki aday arasında seçeneksiz bırakmamak için aday olduk. 'Tayyip olmasın da kim olursa olsun" söylemini ilkesel ve demokratik olarak yanlış buluyoruz. Her ikisini halkların adayını temsil etmediğini düşünüyorum" yanıtını verdi.

"Ne kadar oy alacaksınız" sorusuna, "Ben mütevazi bir adayım. Yüzde 50 artı 1 yeter" dedi. Türk bayrağıyla ilgili bir soru üzerine, "Elbette Türk bayrağı ile bir sorunumuz yok. Ancak bu bayrak birçok suçu örtmek için kullanıldı. Türkiye Cumhuriyeti bayrağına en fazla o zaman hakaret edildi. Asıl hakareti yapanlar bayrak sevdalısı olarak ilan edildiler. Bayrak bizden değil onlardan doğru tehdit altındadır" dedi.

Halkların ve değişimin cumhurbaşkanı adayı Demirtaş'ın sorulara verdiği yanıtlarda kullandığı mizahi dil, salondakileri sıkça güldürdü. Demirtaş, alkışlar, ıslıklar, zılgıtlar eşliğinde basın toplantısını tamamladı.
Yazar Binali Tarih: Salı, 15. Temmuz 2014

Kışanak: Hem Alevi hem Kürt olmak istiyoruz
Devamı... yorum (0) 120 okunma



Gültan Kışanak Sivas İmranlı’da geleneksel olarak düzenlenen Cogi Baba Festivali’ne katılarak, “Bize hep şunu dayattılar. Ya Alevi olacaksın ya da Kürt olacaksın. Biz hem Alevi hem Kürt olmak istiyoruz” dedi.

Sivas’ın İmranlı ve Köyleri Kültür Dayanışma Derneği tarafından Yünören ve Avşar köylerinde düzenlenen Cogi Baba 13. Geleneksel Kültür Festivali’ne Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak, HDP Muş Milletvekili Demir Çelik ile birlikte katıldı. Kışanak ve Çelik’e belediyenin Alevi kökenli meclis üyeleri Cemal Öztürk, Hatice C. Elma ve Necla Ayaz da eşlik etti. Sabahın erken saatlerinde yüzlerce araçla binlerce kişi Yönören köyündeki festival alanında toplandı. Festival alanına Sivas Demokrasi Platformu’nun “Madımak’tan Roboskî’ye Gezi’den Soma’ya Unutmadık, Unutturmayacağız” yazılı pankart asıldı. “Rojekê dê baskên me bigihîjin hevdu wekî Dîcle û Feratê” (Bir gün kanatlarımız Dicle ve Fırat gibi kavuşacak) sloganı ile başlayan festivale eski Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı ve HDP PM üyesi Kemal Bülbül de katıldı. Festivalde sanatçılar Cihan Çelik, Erdal Erzincan, Mercan Erzincan, Ali Baran, Ali Sizer, Nuri Saygılı, Ali Gülsoy, Kılıko, Ozan Olgun dinletiler verdi.

Ardından konuşma yapan İmranlı ve Köyleri Kültür Dayanışma Derneği Başkanı Rıza Kahraman, “13 yıldır Cogi Baba’nın huzuruna geliyoruz” diyerek festivalde yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiklerini söyledi. Bu toprakların çok acılar ve katliamlar yaşadığını belirten Kahraman, şöyle devam etti:

“Biz buraya Cogi Baba’nın, Pir Sultan’ın, Hasret Gültekin’in huzuruna şöyle geliyoruz. Diyoruz ki; bu çayırda bütün dünya halkalarına barışa, kardeşliğe, eşitliğe ve özgürlüğe hizmet ediyoruz. Biz burada bütün etnik unsurlara bütün inanç yapılarına saygılı olduğumuz gibi Alevi ve Kürt ulusal kimliğiyle burada sesleniyoruz. Kürt ve Alevi kimliğimize bu ülkede yaşanan sıkıntıların aşılmasını istiyoruz. Bizler de bu toprakların sahibiyiz, bu toprakların öz evlatlarıyız. Bu devletin de kurucu öğesiyiz. Onun içindir ki ana dilimizde bir gün mutlaka burada eğitim almak istiyoruz. Ana dilimizde Cem evinde ibadetimizi yapmak istiyoruz. Bizim taleplerimiz demokratik taleplerdir.”

Kahraman kendilerini yalnız bırakmayan milletvekili Demir Çelik, Büyükşehir Belediye Başkanı Kışanak’a ve tüm katılımcılara teşekkür etti.

Kışanak: Acılar gibi başarı hikayeleriniz de var

Daha sonra kürsüye gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak “Koçgiri’nin yiğit insanları”, “Ali Şer’in, Zarife’nin yoldaşları” olarak seslenerek Koçgiri’nin tarihe not düşmüş önemli bir mekan olduğunu söyledi. “Bu topraklarda tarih yazıldı, destan yazıldı, insanlık dersi verildi” diyen Kışanak, “Bu topraklarda direnişin ne demek olduğunu dosta düşmana gösterildi, kutluyorum sizi” dedi. Koçgiri’nin tarihi mekanında bulunmanın gururunu yaşadığını belirten Kışanak, “Bu coğrafya çok acı gördü, çok zulüm gördü. Bu kimliği ve inancı tarih sahnesinden silmek istediler ama sizler direndiniz, vazgeçmediniz. Dünyanın dört bir yanına sürgün gitseniz de Türkiye'nin dört bir yanına dağılsanız da gönlünüz, yüreğiniz Koçgiri'de oldu” diye konuştu. Kendisinin Havucen Ocağı’nın bir evladı olarak ve Amed halkı adına selamlamanın gururunu yaşadığını belirten Kışanak, “İşte bu sizin zaferiniz, işte bu sizin başarı hikayeniz. Hep biz acılardan üzüntülerden bahsediyoruz ya demek ki hiç biri boşa gitmemiş. O verdiğimiz emekler, çektiğimiz acılar, ödediğimiz bedeller, özgürlük için yürüttüğümüz mücadelenin hiç biri boşa gitmemiştir” diye konuştu. “Sizin bir arkadaşınız, Alevi bir yurttaşınız olarak Amed halkı beni bağrına bastı, temsilcisi olarak seçti, başkanı olarak seçti. Ve ben bugün size Amed’in selamını getirdim” diyen Kışanak, beraberinde Bismil’in Alevi köylerinden seçilen meclis üyesi arkadaşları ile geldiğini söyledi. Kışanak konuşmasına şöyle devam etti:

‘Yekvücut olmalıyız’

“Bu mücadele bir insanlık, hak ve özgürlük mücadelesidir. Bu mücadele herkesin kimliğiyle, kültürüyle, inancıyla özgür ve eşit yaşamasını teminat alan bir mücadeledir. Bunlar hepimizin temel ilkeleri hepimizin uğruna acı çektiği ilkelerdir. Biz bugün burada bunu bir parça da olsa hayata geçirebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ama yetmiyor, biliyoruz ki Türkiye’nin dört bir yanında hala acı yaşanıyor. Biliyoruz ki hala Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık haklarının önünde duran zorbalar var, bunlara karşı yekvücut olmalıyız. Aleviler bu toprakların Kürdistan'ın, Türkiye'nin tüm Ortadoğu’nun özgürlük ve adaletinin teminatıdır. Aleviler kimliğini, inancını özgürce yaşayabilirse bu topraklarda o zaman gerçek bir demokrasi inşa edilmiş olur.”

“Bize hep şunu dayattılar” diyen Kışanak, “Ya Alevi olacaksın ya da Kürt olacaksın. Biz hem Alevi hem Kürt olmak istiyoruz. Bu iki kimliği yan yana gururla taşıyabildiğimiz en önemli mekanlardan birisi de Koçgiri’dir” dedi. Kışanak şöyle devam etti:

“Alevlik bir yoldur. Alevilik bir felsefedir. Alevilik hayatta bir duruştur. Herkese saygı duyan, insanı merkezine alan bir inanıştır, bir felsefe ve bir duruştur. Bu nedenle en çok size yakışıyor, en çok da Koçgiri’ye yakışıyor. Halkların kardeşliği mücadelesini sahiplenmek yan yana durmak ve insanlık mücadelesini omuzlamak. En çok da size yakışıyor. Ben size inanıyorum. Bugün Ortadoğu’da büyük tehlikeler olsa da, çeteler arkalarına aldıkları büyük bir güçle, emperyalist odakların desteğiyle bu gün Ortadoğu’da halklarımızı tehdit etseler de, ben inanıyorum ki biz buna karşı yekvücut olacağız, beraber olacağız. Ve bu topraklara barışı, özgürlüğü getireceğiz.”

‘Zarife direnişin sembolüdür’

Koçgirili kadınlara da seslenen Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Kışanak, “Aleviliğin en önemli özelliğinden birinin de toplumsal hayatta ayrımcılığın olmaması olduğunu belirterek, “Kadınlar her zaman bir adım öndedirler” dedi. “İnancımızda kadın erkek eşitliği vardır” diyen Kışanak, eşitlik ve adaletin bu inanışın en temel özelliği olduğunu belirterek, kadınlara “Gelin her zaman bu mücadelenin ön saflarında olun, beraber olalım, kol kola yürüyelim. Hem kadın özgürlüğünü, hem hakların özgürlülüğünü beraberce kazanalım” çağrısı yaptı. Kışanak “Zarife'nin bize gösterdiği yol böyle bir yoldur. Zarife direnişin sembolüdür. Zarife bu toprakların evladıdır. Bu topraklarda zulme ilk baş kaldıran kadınlardan birisidir. O nedenle bizim inanışımız bizim felsefemizin önemine sıkı sıkı sarılmak biz Alevi kadınlara düşüyor” diye konuştu.

“Biz Koçgiri’yi tarihimizin temel taşı olarak görüyoruz” diyen Kışanak, “Bu mücadelenin temelleri çok sağlam atıldı. İnanıyorum ki biz artık o inşayı tamamlayacağız. Ve bu topraklara, vatanımıza, yurdumuza, halkımıza özgür bir geleceği, barış içerisinde bir geleceği armağan edeceğiz” şeklinde konuştu.

HDP Eşgenel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da Koçgiri’ye gelmek istediğini ancak taziyesi nedeniyle gelemediğini ifade eden Kışanak, Demirtaş’ın selamlarını iletti.

Çelik: Hoş geldiniz özgürlüğe

HDP Muş Milletvekili Demir Çelik de yaptığı konuşmada bir önceki Cogi Baba festivalinde de Koçgiri’de olduğunu belirterek, herkesi emeklerinden dolayı kutladı. “Özünüze dönmüş, kimliğinizi bulmuş, kişiliğinize ulaşmışsınız. Yolunuz açık olsun” diyen Çelik, “Hoş geldiniz özgürlüğe, hoş geldiniz barışa, hoş geldiniz kardeşliğe” dedi ve Koçgiri’nin tarihin önemli itiraz coğrafyası olduğunu söyledi. “Koçgiri zalimin zulmüne isyanın adresidir” diyen Çelik, dünyanın değiştiğini, Türkiye’nin değiştiğini, Kürtler ve Alevilerin de değişmesi gerektiğini belirtti. Ortadoğu’nun yeniden şekillendiğini sınırların kalktığını ve değiştiğini belirten Çelik, küresel emperyal güçlerin hakların ve inançların değil kendi çıkarlarına dayalı siyasal oluşumları harekete geçirdiğini bu nedenle halkları, inançları, mezhepleri birbirine kırdırmaya devam ettiğini söyledi. Küresel emperyal güçlerin Türkiye ile birlikte Suriye halklarının iradesine rağmen savaşa ve kaosa ittiğini ifade eden Çelik, şöyle devam etti:

Çeteleri tedavi edip öldürmeye gönderdiler

“Orada Kürtler, Aleviler, Araplar, Çerkezler, Süryaniler, Ermeniler var. ‘Bizim savaşla işimiz yok, biz barışseveriz. Bizim düşmanla işimiz yok, biz kardeşiz. Biz halkların inançların kardeşliğine inanıyoruz. Biz zulümden yana değil, barıştan yanayız’ diyerek Rojava Özerk Demokratik Kürdistan'ın da herkes kendi rengi, kimliği, kültürüyle, kendi kendini yönetmeye başladı. Ama birilerine çok geldi. Başta Türkiye olmak üzere Araplar, Farslar, Kürdün uyanışını sindiremediler. Alevi’nin uyanışını, Ermeni'nin, Türkün uyanışını sindiremediler. Baskılamaya başladılar. Asker gönderdiler. Tank, top, tüfek gönderdiler. Çeteleri beslediler, yaralı çetelerini getirip sizin bizim giremediğimiz hastanelere tedavi ettirip, sonra geri gönderip tekrar çocuklarımızı öldürmeye gönderdiler. Yetinmediler yüzlere binlerce TIR'larıyla her gün kurşun, mermi, bomba taşıdılar. El Kaide’yi, El Nusra’yı, IŞID’ı beslediler. Bunlar İslam adına Kürtlerin canını, malını, namusunu helal kılan fetvalar yayınladılar. Bu mudur kardeşlik, bu mudur barış, bu mudur sevgi… Hepsi yalan, hepsi iktidar için, çıkar için, menfaat için, halkların krizidir, halkların kaosudur.”

Koçgirililerin bunları iyi bildiğine işaret eden Demir Çelik, tarih boyunca Kürt ve Alevilerin yaşadığı trajedilere dikkat çekti ve şöyle devam etti:

“Bu zihniyet inkarcıdır, bu zihniyetten demokrasi çıkmaz. Bu zihniyetten barış ve özgürlük hiç çıkmaz. Bu zihniyetten beslenen sistem partileri bizim umudumuz olmamalıdır. Onlar 90 yıldır sayfalarını katliamlarla, soykırımlarla, inkarlarla kapattılar. Onların yapmak istediği Türkleştirmektir, İslamlaştırmaktır. Ne Alevinin ibadetine, ne de Kürdün diline, kimliğine, kültürüne saygısı vardır. Kürt özgürlük hareketinin mücadelesi olmasaydı bugün ne Kürt’ten ne de Alevi’den bahsedilirdi.”

Demir Çelik, “Gelin umudun da özgürlüğün de tek adresi olan kendi öz gücümüze güvenelim” diyerek 10 Ağustos’ta kendilerini özgürleştirecek tercihlerine yönelmesini istedi.
Yazar kkm_yonetim Tarih: Salı, 08. Temmuz 2014

HDP Eşgenel başkanları belli oldu
Devamı... yorum (0) 124 okunma



Halkların Demokratik Partisi (HDP) 2. Olağanüstü Kongresi'ni 22 Haziran Pazar günü Ankara Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu'nda yapacak.
Alternate Text

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 2. Olağanüstü Kongresi'ni 22 Haziran Pazar günü Ankara Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu'nda yapacak.

Yeni eşbaşkanlarını da seçecek olan HDP, cumhurbaşkanı adayını da Kongre'de açıklayacak.

Demokrat Haber’in HDP kaynaklarından edindiği bilgiye göre eşbaşkanlık için çok sayıda başvuru yaşandı. Görüşmeler sonucunda Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın eşbaşkan olmaları konusunda uzlaşı sağlandı.

Kongrede parti tüzüğünde ve programında da değişiklikler gerçekleştirilecek. Tüzük TBMM'de grubu olan bir partinin ihtiyaçlarına göre düzenlenecek. Eşbaşkanlık sistemi de resmi olarak tüzüğe girecek.

Tüzük değişikliği ile parti içinde bir tür ombudsmanlık mekanizması da oluşturulacak. Bunun disiplin uygulamalarının dışında bir işlevi bulunacak. Politik ve idari sorunlarla ilgili bir tür arabuluculuk, ombudsmanlık işlevi görecek. Uzlaşma Kurulu, Hakem Kurulu gibi bir ismi olacak ve farklı birey ve grupları biraraya getiren HDP’de kurumsal denge mekanizması işlevi görecek.

CİNSİYET EŞİTLİĞİ

Kadın kotası yerine cinsiyet eşitliği gelecek. Yüzde 40 kadın kotası yerine gelecek cinsiyet eşitliği ile kadınların en az yüzde 50 temsili sağlanacak. Kadınlar daha fazla oranda aday olursa daha yüksek sayıda da yer alabilecek. Gençlik kotası da yüzde 20'ye çıkarılacak.

HDP’nin parti programında da bazı değişikliklere gidilecek. Program “demokratik ulus” ve “demokratik cumhuriyet” ekseninde yenilenecek ve “demokratik özerklik” ve “yerinden yönetim” daha net bir şekilde tarif edilecek. İşçi haklarına ilişkin de değişiklikler yapılacak.

Kongrede eşbaşkanlık ve parti organları için de seçimler yapılacak. Aynı zamanda güçlü bir Danışma Meclisi oluşturulacak.

Eşbaşkanlık için çok sayıda başvuru yaşanan HDP’de Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın eşbaşkan olmaları konusunda uzlaşı sağlandı.

FİGEN YÜKSEKDAĞ KİMDİR?

1971 Adana Yumurtalık doğumlu olan Figen Yüksekdağ HDP bileşenlerinden Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)’nin Genel Başkanlığını yapıyordu.

CUMHURBAŞKANI ADAYI KONGREDE

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için de çalışmalarını sürdüren HDP'nin adayını da kongrede açıklaması bekleniyor.

Genel seçimlere parti olarak girip %10’u geçmeyi hedefleyen HDP Cumhurbaşkanlığı seçimine de kendi adayıyla girerek oy oranını yükseltmeyi hedefleyecek.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda da Selahattin Demirtaş’ın ismi öne çıkıyor. Rakel Dink ve Hatip Dicle gibi çok sayıda isim de önerilen isimler arasında yer alıyor. 
Yazar kkm_yonetim Tarih: Salı, 17. Haziran 2014

FEDA, Lice katliamını kınadı
Devamı... yorum (0) 130 okunma

Lice direnişini selamlıyoruz.Katledilen canları saygıyla uğurluyoruz.

Halkımıza ve tüm yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Zulmün sahipleri karanlıklara gömülecek ve mazlumlar insanlığın aydınlık yarınlarında saygıyla anılacak ve yaşayacaklar....

Bu ülkeye demokrasiyi halkların  hak mücadelesi getirecektir.

AKP nin Çözüm Çalıştayından saldırı kararı çıktı.Tam bir sinir bozma,tahrik ve provalasyon gündemi yaratan AKP yönetimi, kaçırılan çocuklar kampanyasına ağırlık verirken, tehdit içerikli alfabetik A-B-C-D ve .... planlarının uygulama alanını da pratikleşmiş oluyor.

n gündemini terörize ederek, r.

AKP gibi demokratik bir zihniyet altyapısı olmayan ırkcı- dinci Fundemental bir kadrodan ,demokratik bir proje beklemek ,eşyanın tabiatına aykırıdır.Objektif saflıktır.

Bu nedenle  demokrasi ve hak mücadelesinde KÜRT halkının,Alevi toplumunun; sol sosyalist, Emekçi ve çağdaş bir yaşamdan yana olan tüm kesimlerin birlikte mücadele ederek bu hırsız, arsız, yalanı gerçek gibi söyleyen yüzsüz AKP devlet ve yönetimine dersini vermelidir.

Bir olalım,haktan ve haklıdan yana olalım, Yuh Münkire diyelim.

FEDA- DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU
Yazar kkm_yonetim Tarih: Salı, 10. Haziran 2014

"Alisiz Alevilik"
Devamı... yorum (0) 160 okunma

Başbakan kafayı takmış. Avrupa'da "Alisiz Alevilik yapılıyor."diyor. Alisiz Alevileri bölücü gösterip Alman devletinden, kim bilir belki diğer devletlerden yardım istemiş, ama isteği yerine getirilmemiş. Yani herkes tornadan çıkmış gibi Türk ve Hanefi olmalıdır. Öbürleri ona göre bölücüdür. Şahsım olarak, önce Kürt, sonra da ona uymayan Alevi olarak katmerli terörist olacağım. Tabii terörist kimdir siz karar veriniz. Meydanlarda taraftarlarına yuh çektirmek için Alevilere Zerdüşti diyor. Yani her ne hikmetse bu asırda herkesin kendisi gibi olmasını bekliyor.

Başbakan; "benim ülkem", "benim askerim", "benim bakanım... vd derken, adeta benim karım der gibi kendisne ait görüyor. "Benim Kürt kardeşim", Köln'de ise "Gurbetçi kardeşlerim" diyor.

Ben hem Kürt, hem Kızılbaş, hem de sürgünde yaşayan olarak neden ona kardeş olayım? Ama el ağzı torba değil ki büzesin. Söylüyor. Kaldı ki Aleviler onun çok sevdiği Ali'ye değil, kendi yarattıkları Ali'ye inanıyor. Başbakan'ın kökeni Hıristiyanlığa dayanıyor. Gürcistan'dan geldiği biliniyor. Gürcüler ise Hıristiyandır. Dedesinden sonra değişen ve gittiği yerde Bakara okuyan, İslam'ı yere göğe her canlıya inanç yapan kendisidir. Kırk senedir Almanya'da yaşıyorum, kimse bana sen hangi din veya mezheptensin sormadı. İnsan olana taşıdığı düşünce önemlidir. Evrensel demokratik ilkeler çerçevesindeki duruşuna bakarlar. Yoksa Katolik, Protestan veya Budist, İslam diye sormazlar.

"Alisiz Aleviler" e müthiş kızıyor. Hani bu düşüncedekileri terör listesine koyacak. "Bunlar bölücü" demesine bakınca Başbakan'ın Alisiz Alevilere iyi taktığı anlaşılıyor. İsim vermese de pek açık şekilde Turgut Öker'i suçluyor. Her tarafa gözdağı veriyor. Kendimi bildiğimden beri Ali - Veli bir de yanına Kemal Atatürk'ün posterini asıp altında semah çeken, Türklüğe ve Kemalizme dua edenler Alevilerdi. Bunları çok yazdım söyledim. Resmini astığınız Ali gerçekte o güzellikte değildi. Resmini astığınız Ali, gerçekte bir korucuydu, çok insan öldürdü. Resmini astığınız Ali'nin aklı kendisine yetmiyordu. Eğer yetseydi, kazandığı savaşı zındık Muaviye'ye bırakmazdı. Yani Aleviler o Ali'ye inanmıyor. Hayallerindeki; çocukları, torunları öldürülen, kafaları kesilen Ali'ye acıma içinde olduklarından dayanışıyorlar. Yoksa Alevilerin Ali'si o Ali değildir.

1940'lı yılların ortasında Türkçe okur yazar olduktan sonra devletin gönderdiği sanılan, taze soykırımdan geçirilen DERSİM'de okumamız için "Kan Kalesi" "Kaf Kalesi" vd benzeri kitapçıklar elden ele uçuşuyordu. Ali, Zülfikarını sallayınca nasıl arşınlarca uzadığı, tek başına çok sayıda gavur öldürmesini okuduğumu bilirim. İşin acayibine bakıyorum, haydi Ali gelemedi ama Ömer Kürdistan'da katliam yaptı. Eğer Ali Halife kalsaydı kesinlikle katliamı o yapacaktı. Şimdi Kürt soyunu katliamdan geçirene gel ağla, dualar yap. Sağduyu var mı bunda?

Devlet tek tip insan yaratmak için uğraş veriyor. Dersim Alevilerine Ali'nin kahramanlığını anlatarak Müslüman yapalım mantığı vardı. Ancak Müslüman topluma bakınca biz Aleviler böcek bile görülmeyecek kadar acayip görülüyorduk. Ortaokul öğretmeniyken tanıştığım bir bayan Alevi olduğumu duyunca hüngür hüngür ağladı. Ardından Kürt olmamı duyunca perişan oldu.

1956 yılında Malatya'nın Akçadağ kazası Aşağı Örüşkü köyünde Şeyh Osman Tarikatı konuğu olarak on kadar Alevi genç yemeğe çağrıldık. Önce Şeyh Osman'ın ayinini seyrettik, sonra bize yönelik söylediklerini hatırlıyorum. "Ben Alevilerden çok Ali'yi seviyorum. Eğer Ali'yi sevmek Alevilik ise, ben Aleviyim." gibi sözler etmişti. Bugün de Başbakan aynı şeyleri söylüyor. Ama açık söyleyeyim bu sözler şahsen bende etki bırakmamıştı. Çünkü Alevilere yönelik çok kötü şeyler söylediklerini biliyordum. "Aleviler anne bacı tanımaz." "Aleviler mum söndürür." "Bir Alevi önce kırk yıl Hıristiyan olmadan Müslüman olmaz." Bütün bunlar Türk-İslam rejimi çerçevcesinde Alevileri devşirmek, olmazsa küçültüp aşağılık duygusu içinde bırakmak, bugün Hanefi olmazsa yarın bu aşağılık duygusundan kurtulmak için Müslüman yapmak.

Alevi ibadetleri yasaktı. Alevi bıyığı bile zulme uğruyordu. 1984 ten sonra Kürtler silahlı mücadeleyi başlatınca, Alevilik boyverdi. Benim Alevilere en büyük eleştirim Kürtlerden uzak durmalarıdır. Hala Kürtlerle yürümem diyen Aleviler varsa, büyük bir bilinç eksikliği yaşıyorlar. Kürtlerle her türlü birlik kurmayan Aleviler, Fetullah'ın camilerinde Sunni yapılacaklardır.

Dersim'de soykırım sonrası camiler geldi. İyi hatırlıyorum, çocukluk yıllarımda Paşa adında Elazığlı bir müezzin vardı ilk yıllarda Arapça, sağır İsmet zamanında ise, Türkçe ezan okurdu. Halk; ne oluyor, bu adam neden bağırıyor diye konuşurdu. Dalga geçerlerdi. Alevi için camiye girmenin nasıl hakaret olduğunu konuşurlardı. Kürtler duasını sabah huzmelerini öptükleri güneşe yaparlardı. Bu güneşi Şafii Kürtlerin de kutsal görüp yemin yaptıkları bir realitedir.

Avrupa'da insanlar dinden uzaklaşırken, Başbakan'ın her kadın üç çocuk yapsın, herkes AKP'ye oy versin, her Alevi de Alevilik yapacaksa sadece Arap Ali'ye tapsın dayatması kültür şekline getirdiğimiz Alevilikle bağdaşmaz. Alevilik, nasıl diğer dinlere karışmıyorsa, Başbakan'da Aleviler Arap Ali'ye mi, yoksa Kürt evliya Aliye mi inanır, serbest bıraksın. Aleviler Ali deyu deyu çok gözyaşı döktüler. Ağladılar, sızladılar, deyiş söylediler. Ama Muaviye ruhlu Türk devlet inancı hep katliam yaptı. Aleviler, artık ağlamaya son vermeli. Kendi inancını özgürce istediği tarzda yaşamalıdır. Ancak çok iyi biliyoruz ki İzettin Doğan gibi Türkçü, ırkçılar var. Fetullah'ın camilerine Alevileri çekip bitirmek isterler. Bir ay kadar önce bir cenaze töreninde Turgut Öker'e bağlı bir Alevi derneğinde dede olduğunu iddia eden aslen Dersimli biri; "Dinimiz İslam, Peygamberimiz Muhammed, kitabımız Kuran, imamımız Ali..." dedi. Ben, Dersim'de kimsenin evinde ne Kuran gördüm, ne de Peygamberimiz Muhammed diyeni duydum. Ali'ye tanrısallık verdiklerini duydum ve gördüm. Ancak Dersim kutsalları; her zaman Ali-Veli'den önde anılıyordu. Kemal ise Stockholm Sendromuyla girdi hayatımıza. Sömürgeci Türk devleti, Alevilerin rahatça kendilerini ifade edip yaşamalarını istemiyor. Eh Aleviler de kendinden uzaklaşırsa, onlara din bulmak yine sömürgecinin işi oluyor. Bunca nüfusa sahip Aleviler neden birleşip istedikleri gibi yaşamıyor? Çünkü kafaları karışık. Bir yanda yukardaki dede gibi çıkarcılar duruyor, diğer tarafta devletin illa Hanefi olacaksın ağır baskısı, Aleviyi Alevi olmaktan çıkarıyor. Eğer Dersim'de Alevilik biterse, Anadolu Aleviliği de biter. Özellikle hangi Ali olduğuna bakmadan Dersim Aleviliğine sahip çıkalım.
Yazar kkm_yonetim Tarih: Çarşamba, 28. Mayıs 2014

KADIN CİNAYETLERİNE İNAT YAŞAMA MEKTUBUMDUR
Devamı... yorum (0) 562 okunma


KADIN CİNAYETLERİNE İNAT YAŞAMA MEKTUBUMDUR

Sivas'ın İMRANLI ilçesinde, dağların ıssız kuytuluğunda, Koçgiri Aşiretine bağlı bir köyde gözlerimi açtığımda, büyümek için fazla vaktimin olmadığını fark ettim.BU topraklarda, ayağınız yere basar basmaz yetişkin gibi davranmak zorundasınızdır. Burada çocukluk yoktur. Sadece bedenler çocuktur. Geri kalan her şey amansız yoksulluğa ve yaşama karşı direnmektir.

Toprak kanunları, binlerce yıldır en derin kökleri ile yaşamı şekillendirmişti. Bu kanunlarda kadın; kendine biçilen rolü oynamak zorunda idi. Bu yaşamda özgürlük yoktu.

Erkek kardeşlerim ilkokula başladıklarında; yasaklı ana dilimiz Kürtçenin her kelimesi karşılığında dayaktan geçiriliyorlardı ve ben bu eğitimden dahi yoksundum. Okumayı ve yazmayı çok yıllar sonra kendi çabamla öğrenebildim.
Sömürü ve devlet şiddeti kendini her alanda hissettiriyordu. Toprak, devlet, ordu ve erkek egemen anlayış kafesinde egemen olmak ; tükenmenin bir diğer adı oluyordu. Aklından bile geçirmediği erkeklerle evlendirilen kadınlar ; bir sabah seherinde tükenmiş umudun dibinde ; ev damına kendilerini kendir ile asıp intihar ettiklerinde ; namus hezeyanı ile erkek eline verilen bıçak darbeleriyle duvar diplerinde cansız yatan kadınlar, teker teker toprağa verildiklerinde arkalarından ağlamak bile imkansızdı.

Bu düzende kadına verilen rol 'ya katlan ya da yok ol' şeklinde idi. ''NAMUS'' Kadın için yaratılmış bir zincirin adı idi ve bu zincirin halkası erkek egemen anlayışın eline teslim edilmişti. Toprak kanunlarında cinayetler için 3 temel gerekçe vardı. Para toprak ve kadın idi bunlar. Her üçü de ele geçirilmek ve başkalarına kaptırılmamak üzerine kurulu idi. Bütün bunların devam etmesi için ; kapsamlı ve sistemli bir şiddet imparatorluğu kurmak gerekiyordu ve bunu da devletin ta kendisi sağlıyordu.

Köyümde kan pıhtılaşması yetersizliğine yol açan 'hemofili' hastalığından muzdarip bir aile erkek çocuklarını büyük tehlikeyi farketmeden sünnet ettiklerinde ; 3 çocuk durdurulamayan kanamaları ile teker teker toprağa düştü. Analar , babalar dağları titreten ağıtları ile haykırırken, soruşturma için köye gelen jandarmalar , tüm erkekleri dayaktan geçiriyorlardı. Acılar ve yakarışlar, postalların altında uzun bir zaman ezildi.

Devlet şiddeti kendini okulda öğretmen, köyde jandarma postalı ile kendini gösteriyordu.

Ben 70'li yıllarda o zaman bir kasaba olan İzmite'e eşim ile yerleştiğimde çok kısa zaman içinde emekçi olduk. Ben evde eşim fabrikada alın terimizi akıtmaya başladık. O zaman anladım ki kentte kadın başka bir ejderha tarafından eziliyordu. Bu canavar sömürünün ta kendisi idi. Patronlar bütün bedenimizi , ruhumuzu ve irademizi teslim almak istiyor ve her damla terimizden bir lira daha fazla kazamak istiyorlardı.

Bu dönemde ülkenin içinde bulunduğu siyasal iklimden etkilenerek sosyalizm ile komünizim ile payşamanın ne demek olduğunu öğrendim. Yakın arkadaşlarım teker teker zindanlara düştünde kadın dayanışmasının ne demek olduğunu çok daha iyi anladım . Darbe bir karabasan gibi ülkeye çöktüğünde ; her şey ve herkes dağılmıştı. Yıllar sonra tekrar ayağa kaltığımızda ise hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını gördük.

Artık çok daha büyük ve kaçınılmaz olan 'kürt sorunu' ile yüzleştik. Aleviler, kadınlar, öğrenciler, işçiler ve Kürtler bu sistemde en fazla ezilenler oluyordu.

Ama kadın cinayetleri dur durak bilmiyordu. PİPA Bacca bembeyaz elbiseleri ile 'özgürlük yürüyüşüne' başladığında bu ülke sınırları içinde tecavüze uğrayıp öldürüleceğini aklına bile getirmemişti. Oysa bu ülkenin her köşesinde bir başka kadın cinayete kurban gidiyordu. Roboskide çocuklar ; paramparça edildiklerinde o annelere düşen yavrularının resimlerini kucaklarında taşımak olmuştu. Bu annelerin kucağında birden fazla resim vardı. Acı bu topraklarda önce kadını vuruyordu.

Bugün çok iyi anlıyorum ki on binlerce yıllık uygarlık kadının köleleştirilmesi ve değersizleştirilmesi üzerine kurulmuştu. Bütün bu acımasız düzenin en altında kadın lar vardı. İşte bu yüzden kadının ayağa kalkması, özgürleşmesi mümkün olmayacaktı. Kadın ezildiğinde geri kalan tüm uygarlık ağzı salyalı vahşi bir canavarın ta kendisi oluyordu.

Bu sebeple kadın derhal ayağa kalkmalıdır. Bütün özgürlüğü , bütün özgünlüğü , bütün sevdası ve iradesi ile kendinden ve en yakınındaki kadından başlayarak 'öldürülmeye , sömürülmeye , yok sayılmaya hayır ! ' demelidir.

Bu gerçekleştirildiği zaman ; dünya daha özgür , daha eşit ve daha insancıl olacaktır. İşte o zaman yüz bin yıllık kısa uygarlık hikayemiz ; ideal hayaline kavuşacaktır. Unutmayın kadın özgür değilse hiç bir kimse ve hiç bir şey özgür değildir.

Ben bu dağların dibinde başlayan hayatımda ;acıya; azaba dair ne yaşadıysam arkasında erkek egemen düzen ve onunn uygulayıcısı vahşi kapitalizm vardı. Bana ve tüm kadın yoldaşlarıma düşen insan olmanın gereğini yapmak ve hemen bugün bu saat cüretli bir irade ile yaşamı yeniden var etmenin uğraşına düşmektir.

Bu gerçekleştiğinde ; her kadın yüreğinizdeki güneşi çıkaracak ve tüm insanlığı maviliklere kayık sürmeye davet edecektir. Güneşiniz batmasın.

ŞEHRİBAN KARAKUŞ
Yazar Binali Tarih: Cumartesi, 19. Nisan 2014

NEWROZ BAYRAMI NIN TARİHÇESİ
Devamı... yorum (0) 283 okunma




Newroz’un tarihsel kökenine inildiğinde günümüzden yaklaşık 4350 yıl gerilere dayanan bir geçmişinin olduğu görülmektedir. Bu dönemde Gutilerin tapınaklarda Zagmuk adında bir bayram yaptıkları bilinmektedir. Zagmuk da ‘Yeni gün’ anlamındadır. Zagmuk bayramı törenlerinde ateşler yakılır ve kral halkın arasına girer. Daha sonraki yüzyıllarda Zagmuk geleneğinin Zerdüştlükte de ortaya çıktığı görülür ve bu tören gelenekleri Gutilerden sonra Hurri, Kassit, Mitani, Urartu ve Medler zamanında da korunur.

Bugün Newroz mitolojisi olarak bilinen ve özgürlük tutkusuyla bütünleşmiş olan Demirci Kawa efsanesi şöyledir:

Çok eski zamanlarda, henüz yeryüzünde kimsenin olmadığı dönemlerde Zervan isimli tanrının iki oğlu olur. Biri Hürmüzdür, bereket ve ışık saçandır. Diğeri ise Ehrimandır, kötülük ve kıtlık saçandır. Fırat ve Dicle’nin yaşam bulduğu, AhuraMazda’nın kutsadığı topraklarda Hürmüz iyinin ve uygarlığın geliştiricisi, Ehriman da onun düşmanıdır.

Hürmüz yeryüzünde temsilini yapması için Zerdüşt’ü gönderir ve yüreğine sevgi akıtır. Zerdüşt de oğullarını ve kızlarını Hürmüz’e verir Ehriman bu durumu kıskanır ve yıllarca iyilerle savaşır. İyilere, Zerdüşt’ün soyuna Medya coğrafyasında yaşamı zehir eder. Ehriman gökten ateşler yağdırır, fırtınalar koparır. Sonunda içindeki nefreti ve kötülük zehrini zalim Dehak’ın beynine akıtır ve onu bir bela olarak Asur ve Med halkının üzerine salar. Dehak’ın bildiği tek şey kötülük etmektir. Zalim Dehak halkın kanını emerken beynindeki zehir onu ölümcül bir hastalığın pençesine düşürür. Dehak acılar içinde kıvranıyor, hastalığına çare bulamıyordu. Dönemin hekimleri acılarının dinmesi ve yarasının kapanması için yaraya genç ve çocukların beyinlerinin sürülmesini tavsiye ederler. Böylece günlerce süren bir katliam başlar; her gün iki gencin kafası uçurulup beyinleri merhem olarak Dehak’ın yarasına sürülür. Katliam sürerken, sıra Med halkının çocuklarına gelir. Gençler öldükçe Fırat’ın, Dicle’nin, Mezrabotan’ın hali perişan ve içler acısıdır. Halk çaresiz ve güçsüz düşmüştür. Gençler katledilirken sıra bir gün Kawa adında bir demircinin en küçük oğluna gelmiştir. Daha önce de 17 oğlu bu uğurda öldürülen Kawa çaresizdir.

20 Mart’ı –21 Mart’a bağlayan gece sabaha kadar demir ocağının başında sabahlar ve oğlunu zalim Dehak’ın katlinden kurtarmak için çareler düşünür. Ve göğün yedinci katındaki iyiliğin temsilcisi, Ninowa’nın yoksul, yüreği sevgi ve umutla dolu olan demircisi Kawa’nın bileğine güç, aklına ışık verir. Ona zalimin pençesinden kurtuluşun yolunu öğretir. 21 Mart sabahı olduğunda Kawa kendi eliyle oğlunu Dehak’ın eline teslim etmek ister ve zulmün ve kötülüğün kalesine girer. Oğlunu zalim Dehak’ın huzuruna çıkarırken örsünü Dehak’ın kafasına indirir. Dehak’ın ölü bedeni Demirci Kawa’nın önüne düşünce kötülüğün alevi Ninowa’da söner. Kısa sürede bütün Ninowa ve bölge halkı isyan eder ve ateşler yakarak saraya yürürler. Zulme karşı isyanı başlatan Kawa, demir ocağında çalışırken giydiği yeşil, sarı, kırmızı önlüğünü isyanın bayrağı, ocağındaki ateşi ise özgürlük meşalesi yapar. Ninowa cayır cayır yanarken meşaleler elden ele dolaşır, dağ başlarında ateşler yakılır ve kurtuluş coşkusu günlerce devam eder. Zalim Dehak’tan kurtulan halklar 21 Mart’ı özgürlüğün, kurtuluşun ve halkların bayramı olarak kutlar. Demirci Kawa; başkaldırı kahramanı, Newroz ise; direniş ve başkaldırı günü olarak tarihe geçer.

Newroz’un bir bayram olarak kutlanışı ile Demirci Kawa olayı birbirinden ayrı tutulmalıdır. Newroz Gutiler’den bu yana bir bayram olarak kutlanmakta olup 4000 yıldan daha uzun bir tarihe sahiptir. Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı kazandığı zafer ise M.Ö.612 tarihlidir. Newroz’u yüzyıllar boyunca kutlayan Kürtler ve öteki Ortadoğu halkları 21 Mart’lar da Kawa’nın zaferiyle farklı bir coşku yaşamışlardır.
Yazar kkm_yonetim Tarih: Perşembe, 20. Mart 2014


137 Haber (14 Sayfa, 10 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)

Kullanıcı Adı:

Şifre:



Anket
Web Sitemizi Nasıl Buldunuz?

Mükemmel
İyi
Daha iyi olabilirdi
Eskisi daha iyiydi

Sonuçlar
Toplam Oy: 173
Yorum: 1
Anketler

Site Dili
Arabirim Dilini Seçin:


Yorumlar yazarların sorumluluğu altındadır,
geri kalan her şey © 2010 - 2014 by Koçgiri Kültür Merkezi

Haberlerimizi RSS kullanarak yayınlayabilirsiniz.


Ana Sayfa